İçten içe hepimiz o aynı derin yorgunluğu hissediyoruz. Hevesle başladığımız işlerin kursağımızda kalmasından, çabalayıp çabalayıp görünmez duvarlara toslamaktan o kadar tükendik ki, sessiz sedasız dev bir teslimiyet bayrağı çektik. Artık en iyisini, en kalitelisini talep etmek yerine 'başımı ağrıtmasın, ihtiyacı karşılasın yeter' diyerek kenara çekiliyoruz.
Üç Yıkamalık Tişörtler ve Yüzeysel Hayatlar: "Vasatlık" Nasıl Yeni Normalimiz Oldu?
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
İçten içe hepimiz o aynı derin yorgunluğu hissediyoruz. Hevesle başladığımız işlerin kursağımızda kalmasından, çabalayıp çabalayıp görünmez duvarlara toslamaktan o kadar tükendik ki, sessiz sedasız dev bir teslimiyet bayrağı çektik. Artık en iyisini, en kalitelisini talep etmek yerine 'başımı ağrıtmasın, ihtiyacı karşılasın yeter' diyerek kenara çekiliyoruz.
İçeriğin Devamı Aşağıda
Reklam

İlk duyduğunuzda cüzdanla ilgili bir kriz refleksi gibi gelebilir ama işin psikolojik boyutu çok daha karanlık. Aslında Dünya Sağlık Örgütü'nün de bas bas bağırdığı o meşhur küresel tükenmişlik ve depresyon çağının tam merkezindeyiz. Sürekli umut edip hüsrana uğramanın yarattığı o zehirli duygu kokteylini fondip yapmaktan yorulduk. Sadece eşyalara ya da işimize karşı değil, insanlara ve ilişkilere dair beklentilerimizi de minimuma çektik. 'Daha derin, gerçek bir bağ kurabilir miyiz?' diye çabalamak yerine, 'şimdi kim uğraşacak' diyerek sıradanlığa sığındık. 'Daha iyisi neden olmasın' diye çırpınmak yerine, 'bu kadarı da işimi görür' diyerek her alanda kalitesiz olana yönelmek, bir daha incinmemek için bulduğumuz toplumsal bir anesteziye dönüştü. İçimizdeki o acımasız 'yargılayıcı ebeveyn' başarısızlıklarımızla ve hayal kırıklıklarımızla bizi d*vmesin diye, beklentiyi epey sıfırladık. Sistem de bunu destekledi.. (eski makalelerimde yazmıştım). Bol kaydırmalı hayatlara savrulduk.
İçeriğin Devamı Aşağıda
Reklam

Sorun şu ki; biz 'aman idare eder' dedikçe, insani ilişkilerden tüketime kadar her alanda meydan kalitesizliğe kalıyor. Üç yıkamada sarkan o tişörtlere 'iadeyle kim uğraşacak şimdi' deyip dolaba tıktığımız için o markalar çöp üretmeye devam ediyor. İçindeki malzemesi azaltılıp gramajı düşürülen gıdalara ses çıkarmadığımız için kalite dibe vuruyor, sağlık da elden gidiyor. Zihnimizi besleyecek anlamlı hikayelerin, derin sohbetlerin yerini, 15 saniyelik içi boş dopamin videoları ve emojilerle geçiştirilen sığ iletişimler alıyor. Biz vasata boyun eğdikçe, ilişkilerde de ticarette de kalitesiz olan prim yapıyor. Tavuk yumurtadan çıkıp yeni tavukları yumurtluyor özetle. İyi bir şeyler üretmeye çalışanların ise nefesi kesiliyor git gide.
"Ne Kasıyorsun, Sürümden Kazan"
Bu vasatlık salgınının her yere nasıl sıçradığını geçenlerde çok acı bir şekilde tecrübe ettim. Geçmişte üst düzey yöneticilik yapmış, vizyonuna güvendiğim bir arkadaşıma, üzerinde titizlikle çalıştığım derinlikli ve dönüştürücü yeni programımdan bahsediyordum. Bana gayet rahat bir şekilde, 'İnsanlar artık derinliğe enerji/para ayırmaz. Ne kasıyorsun kendine bu kadar sorumluluk yükleyip? Ver hap bilgiyi, yap yüzeysel bir şeyler, sürümden kazan, paraya bak' dedi.
Yani bir işi hakkıyla yapma, insanın hayatına dokunma ve karşındakinin ödediği bedelin hakkını sonuna kadar verme çabası artık 'gereksiz yorgunluk' olarak görülüyor. Kalitesizliği ambalajlayıp kitlelere satmak ise 'ticari zeka' oldu! Alıcısı çok neticede.
Ben o hap bilgileri verip kalabalıkların vasatlığına oynamayı kendi adıma reddediyorum. Yorulmamak için sığındığımız o 'idare eder' limanı, aslında hepimizin potansiyelini içten içe çürüten sessiz bir zehir.
Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Hayat, sadece 'idare eder' diyerek geçiştirmek, üç yıkamalık tişörtlere, 'uğraşmayayım' denilen sığ ilişkilere ve hap gibi yutulan yüzeysel bilgilere boyun eğmek için fazla kısa değil mi? Kalitesinden ödün verdiğimiz, 'aman ne olacak' diyerek kabullendiğimiz her deneyim, aslında yavaş yavaş kendi yaşam kalitemize kestiğimiz bir ceza olabilir mi?
Eğer okurken 'Evet, hepimiz tam olarak bu çarkın içindeyiz' dediyseniz, derin bir kriz nefesi alın ve bu yazıyı standartlarını yeniden yükseltmek istediğiniz o dostunuza gönderin. Belki de çıtayı tekrar yukarı çekmenin, en iyisini talep etme cesaretini hatırlamanın vakti çoktan gelmiştir
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Yorumlar ve Emojiler Aşağıda
Reklam
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!
| # | Наименование новости | Тональность | Информативность | Дата публикации |
|---|---|---|---|---|
| 1 | “Büyüdükçe Çoğalacağımızı Sandık, Meğer Yavaş Yavaş Eksiliyormuşuz” | 0 | 8.62 | 20-10-2026 |
| 2 | Hayatta Kalmaya Çalışırken Kendimizi Hayattan Siliyoruz! | 0 | 8.73 | 20-10-2026 |
| 3 | Teslimiyet Sandığınız Ama Aslında Pasiflik Olan Davranışlar | 0 | 7.23 | 20-10-2026 |
| 4 | Haklı Olmak Yetiyor mu? Vicdanımızla Hayatımız Arasında Kaldığımızda Ne Yapmalıyız? | 0 | 7.57 | 19-10-2026 |
| 5 | Ayakları Yerden Kesilen Okur | 0 | 7.4 | 20-10-2026 |
| 6 | Hayatımızdaki İnsanları Değil, Onların Yanında Olmayı Umduğumuz Kişiyi mi Özlüyoruz? | 0 | 9.27 | 19-10-2026 |
| 7 | Müşteri Haklı Değildir, Ama Her Zaman Önemlidir | 0 | 7.92 | 24-10-2026 |
| 8 | Простыми словами и доходчиво для народа: мы — не «потомки ... | 0 | 5.3 | 11-08-2026 |
| 9 | "Çocuk Savaşın Teorisini Bilmez, Soğuğu Bilir" | 0 | 9.78 | 24-10-2026 |
| 10 | Age of hypervisibility: How modern life lost its interior depth | 0 | 7.42 | 01-06-2026 |