Türkiye’nin etrafında iki büyük vekâlet savaşı sürmektedir.
Türkiye’nin etrafında iki büyük vekâlet savaşı sürmektedir. Birisi ABD’ye diğeri Rusya Federasyonu’na karşı yürütülen bu savaşların Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas, Yemen’de Husiler aracılığı ile yürütülen vekâlet savaşlarından farkı, terör örgütleri, devlet dışı örgütler değil bizzat devletlerin aracılığı ile yürütülüyor olmalarıdır. Ukrayna ve İran savaşları ABD tarafından kışkırtılmış veya başlatılmıştır.
UKRAYNA SAVAŞIUkrayna savaşı, ABD’nin “Dünya hâkimiyeti-Tek süper güç” politikası nedeniyle Çin ile kaçınılmaz gördüğü çatışma öncesinde Rusya’nın etkisizleştirilmesi, onun Çin ile işbirliğinin önlenmesi, Çin’in yalnızlaştırılması politikasının aracı olarak başlatılmıştır. Ancak Ukrayna savaşından beklenen sonuç alınamadığı gibi, Rusya daha da Çin’e yaklaşmış, bu iki ülke ABD’ye karşı birleşmişlerdir. Avrupa Rusya’yı yine tehlike olarak görmeye başlamış, bu nedenle ABD’nin yanında yer almak gereğini duymuş ancak bu Avrupa’ya oldukça pahalıya patlamış, Avrupa, Trump’ın sonu gelmeyeceğe benzeyen tehditleri ile karşı karşıya kalmış, NATO zaafa uğramıştır.
İRAN SAVAŞIİsrail’in yanıltmaları ve kışkırtmalarına kapılan Trump, kısa sürede hakkından gelebileceğini düşündüğü İran’a saldırmış ancak savaş beklediği gibi gitmemiş, ABD bu savaşta ciddi yara almış, almaya da devam etmektedir. Daha da önemlisi, Avrupa’da Rusya’ya karşı Ukrayna’yı kullanarak vekâlet savaşı yürüten ABD, Rusya ve Çin’e, İran’ı kullanarak ABD’ye karşı bir vekâlet savaşı yürütme fırsatı vermiştir. İran’ın, ABD ve İsrail saldırılarına karşı gösterdiği direnişin arkasında, çeşitli biçimlerde Rusya ve Çin’in olduğu artık açık bir sırdır. Sonuç olarak ABD, başlattığı bu iki vekâlet savaşının hem en ağır yükünü kaldıran hem en büyük zararını gören devlet olmuştur.
TÜRKİYE’Yİ NE BEKLİYOR?NATO Ankara Zirve Toplantısı’nın Ukrayna ve İran kararları, bu iki savaşın Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiğini göstermektedir.
NATO ve Avrupa’nın Ukrayna’da Türkiye’den beklentileri, Türkiye ile Rusya arasında ciddi sorunlara yol açabilecek, Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasına hatta feshine gidebilecek beklentilerdir. Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin, sözleşmenin imzalandığı tarihten çok farklı konumları (Romanya ve Bulgaristan artık NATO üyeleridir ve ABD ile yakın işbirliği içindedir) bu tehlikeyi artırmaktadır.
ABD kasım ara seçiminden çekinen Trump, varılmış mutabakatı yok sayarak İran’a yeniden başlattığı saldırıyı, askeriendüstriyel düzenin de baskısıyla, sürdürmek hatta şiddetlendirmek zorunda kalacak gibi görünmektedir. Savaşın uzaması, ABD ve müttefiki İsrail’in, İran’ın bölünmesi girişimlerini artırmalarına, Büyük Kürdistan’ın kurulması çabalarının hız ve güç kazanmasına yol açacaktır. Suriye’nin parçalanmasına ve ABD-İsrail etkisine girmesine katkıda bulunan AKP iktidarı şimdi de ABD’nin arkasında olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısını ve ülke bütünlüğünü hedef alan “terörsüz Türkiye” açılımı ile yine emperyalizmin oyununa gelmektedir.
“Çerçeve yasa” hakkında kamuoyuna yansıyan sınırlı bilgiler ve yasa tasarısının, TBMM’de grubu bulunan partilerle bile paylaşılmazken Öcalan’a sunulması bile gerçeği açıkça göstermektedir. Yasa tasarısı konusunda DEM’in, Öcalan görüşmelerinin ardından açıkladığı beklentiler, Öcalan’ın 1999’da yakalandığında, kendi talebiyle savcılara yaptığı ek açıklamalardaki ifadeler ile neredeyse kelimesi kelimesine aynıdır.
ÖCALAN’IN AMACI“...(1987)... istihbarat yetkilileri ile ...İmzalanan protokolde PKK’nin siyasallığının tanınmasını istedim... PKK’yi siyasi kanal içerisine sokmayı amaçladım... (1992-1993)... devlete düşen iç barışı sağlayabilmek için gerekli olan yasal düzenlemeleri yapmaktır. Bunların başında ...dağda ve cezaevinde olanlar için onların topluma katılmalarını sağlayacak bir af yasası gelir... önerilerimiz birbirine çok yakındı... kapsamlı bir af ve bizlerin (PKK) siyasi platform içerisinde faaliyetleri sürdürmemiz öngörülüyordu..” (Apo olayının perde arkası. Saygı Öztürk. SÖZCÜ. Şubat 2026)
Öcalan’ın bu sözleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal hukuk devleti niteliğini ve ulus ve ülke bütünlüğünü hedef alan projenin “terörsüz Türkiye” açılımı ile bugün tekrar gerçekleştirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bugünün dünden farkı, Ukrayna ve İran savaşlarının bölgemizdeki ortamı ve koşulları geçmişe oranla çok daha uygun hale getirmiş olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, bu gerçeği görüp, gerekli önlemleri alabilecek bir yönetimin ülkenin başına gelmesine bağlıdır.
| # | Наименование новости | Тональность | Информативность | Дата публикации |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Terörsüz Türkiye... Terörsüz bölge! | 0 | 7.35 | 29-07-2026 |
| 2 | Türkiye’nin dış politika sorunu | 0 | 8.4 | 22-07-2026 |
| 3 | Hegemonya Hürmüz’de batarken | 0 | 9.44 | 23-07-2026 |
| 4 | Göz ardı edilen tehlike: Erken sanayisizleşme | 0 | 10 | 24-07-2026 |
| 5 | Турция выступает против процессов, которые могут привести к новой войне на Донбассе | 0 | 0 | 04-12-2021 |
| 6 | Türkiye’nin sorunları ‘tek adam’dan büyüktür! - Kaan Eroğuz | 0 | 10 | 28-07-2026 |
| 7 | Umut hareketi | 0 | 10 | 28-07-2026 |
| 8 | ‘Savaş gelmiş neyime’ | -5 | 6 | 21-03-2026 |
| 9 | TC ve CHP | 0 | 6.94 | 25-07-2026 |
| 10 | Türkiye buna hazır mı? | 0 | 5 | 24-06-2026 |