BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, NATO Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmesinde, “Hükümet muhtemelen Trump’ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacak. Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır. Türkiye ev sahibi olabilir ama masanın sahibi mi?" dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, sosyal medya hesabından 7-8 Temmuz'da Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Baş, Türkiye'nin ev sahipliğine vurgu yaparak, "Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi? Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington’dan, bir gün Moskova’dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır" dedi.
Baş paylaşımında ayrıca şunları kaydetti:
"Bugün Hünkar İskelesi Antlaşması’nın yıl dönümüydü. 1833’te Osmanlı, Mehmet Ali Paşa isyanının oluşturduğu tehdidi bertaraf etmek için Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması’nı imzaladı. Ancak bu antlaşma yalnızca bir güvenlik anlaşması olarak kalmadı. Boğazlar gibi devletin en stratejik meselelerinden biri, Osmanlı’nın tek başına karar verebildiği bir alan olmaktan çıkıp büyük güçlerin pazarlık konusu haline geldi.
Tarih bize şunu gösteriyor: Günü kurtarmak için yapılan kısa vadeli hesaplar uğruna bağımsızlıktan verilen ödünler, başlangıçta küçük dahi olsa zamanla devletin en hayati meselelerini bile başka devletlerin pazarlık konusuna dönüştürebilir. Tesadüf o ki iki hafta sonra yine temmuz ayı içinde hem Lozan Antlaşması’nın hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yıl dönümlerini idrak edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde cephede kazanılan Kurtuluş Savaşı, Lozan’da tüm kapitülasyonları tarihe gömdü ve boğazlar konusundaki egemenliğimiz Montrö ile de taçlandırıldı. Yani tarih bize sadece zayıflığın bedelini değil, bağımsızlık iradesinin neleri geri alabileceğini de gösteriyor.
Bugün de benzer bir soruyla karşı karşıyayız. Hükümet muhtemelen Trump’ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacak. Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır. Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi? Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington’dan, bir gün Moskova’dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır. Bağımsız Türkiye Partisi’nin ortaya koyduğu irade de tam olarak budur."